4 Haziran 2010 Cuma

Ali...

Gittim işte. Sarıldım. O, dikti. Ben ona eğik. Önce bekledik. Sonra dinledik. Erkekler önde. Kadınlar arkada.
Mekan güzeldi. Tasarlanmış. Yaka fotoğrafları..
Telefonlar çaldı. Nasılsın görüşmeyeli? Muhabbetler..
Bir toprak parçasından çağla ağacı büyümüş, koparıp yedik. Taşlı.
Akıyor. Hep pastalı değil.. Hep minik elli değil.. Bu sefer toprağa..
Asil ve güzel arkadaşım.
Bedenim oradaydı ama daha çok yanında nasıl olabilirdim?
Sonra sen de ağladın...
Taşındı. Kondu. Örtüldü. Kuşlar öterken...

6 Mayıs 2010 Perşembe

Birkaç Satır

Olmadı işte yine olmadı. Sıkıntı. Ayak sallama. Bunlar semptom. Ya da septom. Ya da se...

Bulunduğun yerde iyi hissetmiyorsan ne yaparsın?
Bulunduğu yerde, tam orada, kim iyi hissediyor?
Bulunmakla alakalı değil, yine aynı yere mi geldik?
Bedenini taşıdığın sürece nereye gidersen git...

Bu karıncalanma, bu rutin telefonlar... Ne isterdin? Gözlerini yum. Kuş cıvıltısı.
Başka? Çimen. Başka? Su. Başka?

Bunlar olduğunda ne istersin? Bilgisayar.

Pembe, mavi fosforlu. O kadar zahmetsiz... Zahmet vermemek için... Karşındakini düşünmediğin için... Yazın da senin gibi okunamayan...dır!

Beni oku diyen mi oldu?
Evet, okunsan sevineceksin.
Sevinmem ben, hiç gülmem.
Aynı şey değil.

Burada dur dedi adam. Burada. Tam burası. Bastırdı. Neresi orası? Kimsenin vakti yok. Vakit ne zaman birinin oldu ki? Tencere ne zaman tencerem olduysa o zaman. Fasülyem ocakta.

Yeter be. Bilinen şeyleri söyleme. Bilinmeyen ne var ki? Uzayı merak ediyorum. Uçmayı da. Merak bittiğinde ölürsün. Dişlerini gıcırdattı. Sizi görmek istemezdim.

30 Nisan 2010 Cuma

Bomboş

Çiş var. Çay var. Sigara var. Naneli. Tecavüzler var. Mavi şişede su var. Markalı.
Kalemler var. Telefon var. İş var.

Ana dilini al. Yolculuğa çık. Başka bir ülkeye git. O ülke, senin diline tapsın. Sonra o dilden para kazan. Sonra, diğerlerini küçümse. Sonra kendine bakma.

Ayna. Ne bilindik bir çağrışım. Böyle çalışan beyni ben ne yapayım?

Fırçaların kılı neden yapılır? Senin derini yüzüp fırça yapacağım. Çürük fırça.
Yapıştırıcı. Podyumdaki kadın düşmüş. Memeleri görünmüş. Bundan haber yapmışlar. Memeleri göstermişler.

Beyaz şıklık gelmiş meclise. İpek çorap giyilmiş. Külodun ne renk bugün? Nazım Hikmet okusa...

Klavye ve kelimeler. Sınır. O tad. Hangi tad? Daha açık olsana. Sen bul.

Olup olacağı bu işte. İşte olup olacağı bu. Bu işte olup olacağı.

Dışarıda dilenciler var. İçeride kavuk. Dışarıda kavun. Sen benim...

Bir ki, bir ki.

13 Nisan 2010 Salı

BB

BB'ymişim.
Bridget Bardot.
Bezgin Bekir.

Love,
Handec.

3 Nisan 2010 Cumartesi

İç-Dış

Sözü kesildi.
Hikayelerini dinlemediler.
Futbol izlediler.
Siyaset konuştular.
Hazırladıklarını beğenmediler.
Üstünde durmadılar.
Eleştirdiler.
Burada ne işim var, dedi.
İçinden...
Övündüler.
Sevmediler.
İyi hissettiler.
İyi hissetmeyeni göremediler.
Gittiler.
Eşyaları da beğenmediler.
İlk fırsatta değişmesini dilediler.
Kaç kişi kendi hayatı ile ilgileniyor? Bugün kaç kişi, bir diğerine akıl verdi?
Akıl isteyen oldu mu? Olmadıysa dinlemeye neden devam etti?
Yazıya kaçmak...
Sige kaçmak...
Öz.
Dom.
Res.
Oluyor.

26 Mart 2010 Cuma

Of

Hikâyesini anlatmamak için -- bana – arkadaşlarının -- yazılması daha ilginç olabilecek hayatlarından bahsetti. Videolar izletti. Sonra başladık. Kendiliğinden anlatıyordu. Soru sormadım bile. Rahattı.

İlgili

Önce olumsuz şeyler söyledi bedenimle ilgili. Sonra istedikleri gerçekleşti başka bir konu ile ilgili. Sonra olumlu şeyler söyledi bedenimle ilgili. Anladım ki ben sadece bir aracım orada. Sadece bir rahatlama aracı. Bunu yaparken ne hissettiğimi, ona cevap vermek için kalbimin nasıl çarptığını hiç bilemeyecek. Kafasını kaldırıp bana bakmadığı sürece.

Para: İnsan değiştirici.
İltifat: Hala en ucuz rüşvet.